‘Oyun Her Yerde’: “Çocuğun, duygularını ve düşüncelerini özgürce ifade edebileceği bir eğitim sistemi hayal ediyoruz” | Söyleşi

‘Oyun Her Yerde’: “Çocuğun, duygularını ve düşüncelerini özgürce ifade edebileceği bir eğitim sistemi hayal ediyoruz” | Söyleşi

10/07/2020 Kapalı Yazar: Saime Sultan Uçar

Kemal, Elif ve Hüseyin, 2018 yılından bu yana çocuklarla oyun ve hak temelli atölye düzenleyen Oyun Her Yerde ekibinden. Kemal ve Elif, okul öncesi öğretmeni; Hüseyin ise özel sektör çalışanı. Onları ve ekipten diğer arkadaşlarını bir araya getiren şey başka bir çocukluğa olan inançları. Oyun Her Yerde, geride bıraktığı iki yılın içerisinde başta İstanbul olmak üzere Diyarbakır’da ve Şırnak’ta çeşitli mahallelerde yüzlerce hatta binlerce çocuğun hayatına temas etmiş.

Kemal, Elif ve Hüseyin ile iki senelik serüvenlerini konuştuk. Süreç içerisinde yaşadıkları zorluklardan onlar için unutamaz olan anlara, ekibin çalışma ilkelerinden çocuklardan ve ailelerden aldıkları geri bildirimlere ve zorlu geçen pandemi sürecindeki çalışmalarına kadar birçok konuyu bu söyleşinin içerisinde bulabileceksiniz. Şimdiden keyifli okumalar dileriz


Soldan sağa: Elif, Tutku, Saime, Ahmet, Hüseyin ve Kemal
  • Oyun Her Yerde’ ne zaman, nerede ve nasıl yola çıktı?

Kemal: ‘Oyun Her Yerde’, 2018 yılında “başka çocukluktan mümkün” diyerek yola çıktı. ‘Çocuk hakları’, ‘çocukluk’ ve ‘oyun’ gibi konularda neler yapabiliriz diye düşünürken, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin maddelerinden birisi olan “oyun oynama hakkından”  bazı çocukların yararlanmadığını fark ettik. Bu noktadan hareketle çocuklarla çalışma yaparken hak temelli ve oyun merkezli çalışmalar yürütüyoruz.

Yaptığımız çalışmalar aracılığıyla çocukların barışçıl ortamlarda kendilerini ifade edebilecekleri ortamlar yaratabilmeyi hedefliyoruz. Tam da bu düşüncelerle hendekler döneminden kısa bir süre sonra Cizre, Silopi ve Sur’a gitmeye karar verdik. Buralarda kimlerle ortak bir şeyler yapabiliriz diye düşünürken, Cizre’de ‘Cizre Çocuk Günlüğü’, Sur’da da ‘Rengarenk Umutlar Derneği’ bize kapılarını açtılar ve çocuklarla ilk olarak buralarda yan yana geldik.

  • Sur, Cizre ve Silopi deneyiminizi biraz daha açabilir misiniz? Oralarda yaşanan şeyler bütün bir toplumu etkiledi. Oralara gidince neler gördünüz? Oralardaki deneyimlerden aklınızda en çok kalan şey(ler) ne(ler)?

Kemal: Cizre’de de, Sur’da da, Silopi’de de bambaşka deneyler yaşadık.

Cizre’ye Şubat ayının bir Pazar günü gitmiştik. Şubat ayı olmasına rağmen Cizre’ye bahar gelmiş gibiydi. Orada 800 çocukla oyun oynadık. Oraya dair her yerde anlattığım bir anı var. Size de anlatayım: ‘Cizre’de etkinliklerimize katılan parkta pamuk şeker satan bir çocuk vardı. O çocuk, bizim etkinlik yaptığımız gün, bir taraftan bizle oyun oynadı bir taraftan da pamuk şekeri sattı. Çalışıyor olmasına rağmen bizim orada yaptığımız bütün çalışmalara katılmıştı.’

Oralardaki deneyimlerimizde çocukların oyun oynama ihtiyaçlarını çok net gördük. Hendekler kaldırıldıktan kısa bir süre sonra Cizre’de bir mahalleye gitmiştik ve bazı çocuklar “Bunların sivil polis olmadığını nerden biliyoruz?” demişlerdi. Cizre Çocuk Günlüğü’nden oralı olan ve bize atölyelerde destek olan bir arkadaşımız, o mahalledeki çocuklara bizi -Kürtçe olarak- anlattıktan sonra çocuklar bizimle birlikte oyun oynamaya başlamıştı.

Cizre’de bir rehabilitasyon merkezinde farklı gelişim gösteren çocuklarla da bir atölye çalışması yaptık. Bu çocukların içerisinde Down Sendromlu, otizmli, zihinsel engelli çocuklar vardı. Hem Cizre Çocuk Günlüğü’nden hem de o rehabilitasyon merkezinden arkadaşlarla beraber o çocuklarla 1 saatlik ritim atölyesi yaptık. Bizim için unutulmaz deneyimlerdendi.

Silopi’ye gelecek olursak orada bir parkta çocuklarla atölyeleri gerçekleştirdik. Tam çalışmaya başlayacağımız zaman ‘akrep’ denilen polis araçları etrafımızda dolaşmaya başladı. Çocuklar, hemen durumu fark edip “Biz buradayız, merak etmeyin size destek oluruz” demişlerdi.

Travma sonrası stres bozukluğu yaşayan çocuklardı

Neredeyse hepsi travma sonrası stres bozukluğu diye tarif ettiğimiz durumu yaşayan çocuklardı. Bu durumu özellikle Sur’da belirgin olarak gördük. Temmuz ayında Sur’a gitmiştik. Kavurucu bir sıcaklık vardı. ‘Acaba çocuklar gelir mi gelmez mi’ diye bir endişe yaşadık ama yaklaşık 30 çocukla 4 gün boyunca atölyeler gerçekleştirdik. Hepsinin ismini 1 günde öğrendik mesela. Oradaki bize destek olan arkadaşlar bile bu duruma şaşırmışlardı. Son gün bize “Ne zaman geleceksiniz?” diye sordular. Biz de “Bir daha geleceğiz ama bu ne zaman olur biz de tam olarak bilmiyoruz?” dedik ve çocuklar da bunu çok makul bir şekilde karşıladılar. Geçenlerde bir arkadaşımız Diyarbakır’a gittiğinde atölyelere katılan bazı çocukları görmüş. Hemen bizi sormuşlar…

Bu gönderiyi Instagram’da gör

“Başka Bir Çocukluk Mümkün” diyerek yola çıkan Oyun Her Yerde; Cizre, Silopi ve Sur’dan sonra İstanbul’da çocuklarla biraraya gelecek. “Oyun oynamak her çocuğun hakkıdır” diyen grup, çocukların kendilerini barışçıl ortamlarda ifade edebilmesi için ‘barış bir çocuk hakkıdır’ demeye devam ediyor. Çocuklar için alan açmak ve çocuk katılımını sağlayabilmek için; Çocuk Hakları, Barış, Duygu Farkındalığı, Toplumsal Cinsiyet, Yaratıcı Drama, Ritm ve Yaratıcı Sanatlar atölyesi düzenleyecek olan Oyun Her Yerde 3 Kasım Pazar günü Maltepe’de; Zümrütevler, Fındıklı ve Gülsuyu mahallesinden çocuklarla biraraya gelecek. Çalışmalarımıza katılmak, destek sunmak ve gönüllü olmak için DM’den iletişime geçebilirsiniz.

Oyun Her Yerde (@baskabircocuklukmumkun)’in paylaştığı bir gönderi ()

  • Bu deneyim sonrasında ne gibi çalışmalar yürüttünüz?

Kemal: Her çocuğun oyun oynama hakkının olduğuna inanıyoruz ancak İstanbul’da, Kıraç’taki(Esenyurt) çocukla Etiler’deki(Beşiktaş) çocuk aynı koşullarda büyümüyor. İstanbul’da neler yapabiliriz diye olumlu bir tartışma süreci içerisine girdik.

Bizim bir kurumumuz vs. olmadığı için atölyeler için nereleri “kullanabiliriz” diye düşündük. Bu noktada bize köy dernekleri, kooperatifler gibi demokratik kitle örgütleri bize alan sağladı. Örneğin; o dönemde Pir Sultan Abdal Alevi Kültür Derneği Ataşehir şubesiyle görüştük. Çeşitli gerekçelerden dolayı onlarla yapamadık. Daha sonra Mayısta Yaşam Kooperatifi ile görüştük. Onlar da zaman zaman eğitim çalışması yapan ve bizim takip ettiğimiz kurumlardan birisiydi. Onlarla konuştuk ve sağolsunlar bize alanlarını açtılar.

Elif: Esasta bize sadece alan açmadılar. Yeni bir grup olduğumuz için mahallelerde çocuklara ulaşacak kadar büyük bir ağımız yoktu. O kurumların yürüttüğü çalışmalar üzerinden duyuru yaparak çocuklara ulaştık. Yani bizim için ellerini taşın altına koydular. Bir dayanışma örneği ortaya çıkardık. Mayısta Yaşam’ın, Oyun Her Yerde ile dayanışması gibi…

Kemal: Mayısta Yaşam’a gelen çocuklarla bir süre atölyeler yaptık ancak tam o süreçte Öykü Arin’in durumu ortaya çıkınca oradaki arkadaşlar kan bağışı kampanyasına yoğunlaşmak zorunda kaldılar. Biz de haklı olarak “Herkesin kendi gündemleri olabilir” dedik ve başka bir yer arayışına girdik. Bu kez de 1 Mayıs Mahallesi’nde Atlas Dayanışma Derneği’nde çocuklarla bir araya geldik. Oradan sonra Eğitim-Sen 8 No’lu Şube ile birlikte Kadırga’da -Kocamustafapaşa’da- çalışma yaptık. Oradaki çalışmamızdan sonra yaz tatiline girdik.

  • Daha sonra nasıl ilerlediniz?

Kemal: Bizim yaptığımız işi sahiplenebilecek bir kurum kapısını bize açtığı zaman biz bir şekilde oraya gitmeye çalışırız ve hatta çalışmamızı beraber yapmaya çalışırız.

Yaz sürecinden sonra Maltepe civarındaki bir grup çocukla iletişim kurduk. O çocuklarla çalışmaya yapabilmek için ilk önce Maltepe’de Sokak Kültür Merkezi bize yerini verebileceğini söyledi ancak daha sonra taşınma durumu oldu ve bu nedenle orada çalışma yapamadık. Sonra bize Kadın Dayanışma Derneği kapılarını açtı. “Burayı kullanabilirsiniz” dediler ve gerçekten de güzel bir alanları vardı.

Elif: Kadın Dayanışma Derneği de bir süre sonra “Alanımız müsait değil” dedi. Bizim çalışma yürüttüğümüz günlerde onlar da çalışma yürüttüğü için haliyle bir çakışma durumu oldu. Biz de mecburen yeni alan aramaya başladık.

Pandemi sürecinde tıkandık

Kemal: Bu noktada Anadolu’da Yaşam Kooperatifi ile iletişim kurduk. Onlar da “Biz size anahtarı veririz ama biz pek gelemeyiz, siz açabilirseniz burayı kullanabilirsiniz” dediler. Mahalledeki ablalardan bir tanesi her pazar gelip orayı açtı, temizliğini yaptı, çayını demledi, sobasını yaktı ve biz de orada çocuklarla bir araya gelmeye başladık.  Aşağı yukarı -geçtiğimiz- Kasım ayından Mart ayına kadar orada atölyeler yürüttük. Sonra tabi pandemi süreci patlak verdi ve biz de herkes gibi tıkandık…

Elif: Maltepe’deki çalışmamızda şöyle bir farklılık vardı: O zamana kadarki bütün çalışmalarımız hep tek seferlik ya da birkaç seferlik buluşmalar halinde oldu. Ta ki bu eğitim-öğretim yılının başında Maltepe’deki çalışmamız başlayan kadar hep kısa süreli çalışmalar yaptık.

Maltepe’de üç farklı mahalleden gelen sabit iki grup çocuk vardı. İlk grup; okul öncesiydi, ikincisi de ilkokul ve ortaokul çağıydı. Her hafta başka bir mahallede, farklı bir kurumda ve başka çocuklar buluşmak yerine bu defa daha sabit bir grupla çalışma yürüttük. Sadece zaman zaman gönüllülerde yaşadığımız değişiklikler oldu ama o konuda da aramızda dönüşümlü bir sistem kurduk.

Hiçbir çocuğun oyundan mahrum kalmasını istemiyoruz

  • Anlattıklarınızdan çocuklar için hareketliliğin ve esnekliğin önemini anladık. Oyun Her Yerde tek bir noktaya bağımlı kalamazmış kesinlikle…

Hüseyin: Aslında ismimiz de bu fikirden ortaya çıktı. Bizim için de oyunun her yerde olabilmesi çok önemli. Hiçbir çocuğun oyundan mahrum kalmasını istemiyoruz. Oyunu her yere taşımayı hedefliyoruz.

Elif: Ekibin hareketi konusunda da sorunlar olmuyor değil. Biz, isteyince Diyarbakır’a, Erzincan’a ya da Edirne’ye gidemiyoruz. Buradan hareketle her yerde bir gönüllü ağı kurmak istiyoruz. Bunun için de şu an sosyal medya hesaplarımız üzerinden gönüllü başvurusu da alıyoruz.

  • Çocuklarla ilgileniyorsunuz. Hayatın çok içinden ve sıradan bir şey gibi ama öte yandan çok fazla dikkat edilmesi gereken bir alan. Gönüllü ağınızı oluşturmak için belirlediğiniz kriterler var mı? Öğretmen ağırlıklı olsun ya da çocuklara yaklaşımı bilen insanlar olsun gibi…

Kemal: İçimizde okul öncesi öğretmeni, çocuk gelişimci, sosyal hizmet çalışanı, psikolojik danışman, sınıf öğretmeni, psikolog olan arkadaşlarımız var. Tabi, daha çok sosyal bilimler ağırlıklı bir grubuz diyebilirim. Gönüllü çevremiz de böyle…

Çalışmalara gelemeyip, biletimizi alma noktasında bize destek olanlar da var. Mesela; atölyelerde bazı malzemelere ihtiyacımız oluyor. O durumda, “Ben çalışmalara gelemem ama bunu sizin için ben alabilirim” diyen arkadaşlarımız da var. Elbette bu noktada bizim için şeffaflık çok önemli. Gönüllülerden oluşan haberleşme grubumuzda tüm bu süreçlerin bilgilendirmesi yapıyoruz. Bu gönüllüler grubu dışında bir de çalışma yaptığımız çocukların ailelerinin olduğu bir grubumuz var. Bu grup daha çok haberleşme amacıyla kullanılıyor. Her iki gruptaki konuşmaların bilgisini diğer gruba veriyoruz.

Daha çok eğitimci ağırlıklı bir gönüllü ağımız var. Ama mesela Hüseyin, bir eğitimci değil ancak çocuklarla çalışma yapmak isteyen ve yapan birisi. Belli dönemlerde çocuklarla çalışmalar yürütüyor. Manisa Soma’da, Adana Aladağ’da çalışmalar yaptı.

Gönüllü olmak isteyen herkese kapımız açık

Hüseyin: Aynı zamanda İHD Çocuk Hakları Komisyonu’nda çalışma yapıyorum. Öncelikle gönüllü olmak isteyen herkese kapımız açık. Elbette bazı ilkelerde birleşmemiz gerekiyor. Örneğin: Biz, çocuklarla barışçıl ortamlarda ayrıştırıcı bir dil kullanmadan bir araya geliyoruz. Bunun dışında biz çocukları sadece kırılgan olarak ya da tam tersi çok güçlü varlıklar olarak görmüyoruz. Bize göre çocuklar da herkes gibi bir insan. Çocukları çok kırılgan bir varlık olarak ya da güçlü bir varlık olarak görmek onlara ekstra sorumluluklar yüklemek oluyor.

Öte yandan her becerinin deneyimle gelişmesi gibi çocukların bir takım becerileri de deneyimle gelişiyor ve bunlar da daha çok oyun üzerinden oluyor. Bunlar dışında Oyun Her Yerde’ye gönüllü olan birinin -özellikle çocuklarla çalışma ortamında- doğrusunun ya da yanlışının kesin olmamasına ve barışçıl bir ortamda çalışmaya açık olup olmamasına dikkat ediyoruz. Buna uyabilen herkes bize dahil olup çalışmaları rahatlıkla yürütebilir.

Çocuklarla ilgili her şey değişim ve gelişim içinde

Elif: Gönüllüler olarak çok sık toplantılar yaparak kendimizi toplantılara boğmuyoruz ancak zaman zaman ihtiyaç dahilinde toplantılar yapıyoruz. Gönüllüler olarak çalışmalarımıza başlamadan önce dönem başlarında mutlaka toplantı yapıyoruz. Çocuklarla ilgili her şey sürekli olarak gelişim ve değişim içinde. Bu alanın üzerine birçok şey yazılıyor, çiziliyor ve tartışılıyor. Biz de toplantılarımızda bazı şeyleri tekrar tekrar tartışıyoruz çünkü bugün doğru dediğimiz yarın değişmiş olabiliyor.

Tabi bu tartışmalarda denk düşmediğimiz yerler oluyor ama genelde her konuda -sonuç ne olursa olsun- benzer şekilde oturuyoruz, konuşuyoruz ve tartışıyoruz. Bazen ötelediğimiz kararlarımız da olabiliyor. Bir sonraki toplantıda yeniden konuşalım diyoruz.

Esasında Oyun Her Yerde‘ye gönüllü olmayı düşünen arkadaşlarla, toplantılarda buluşup, yaptığımız tartışmaların sonunda beraber aldığımız kararlar doğrultusunda yolumuzu hep beraber belirliyoruz. Oluşturduğumuz programı çocuklara olduğu gibi de dayatmıyoruz. Çocuklarla buluştuğumuzda onlarla beraber yeni ortak karar alma mekanizmaları oluşturuyoruz.

‘Şiddetsiz bir dil kullanmaya özen gösteriyoruz’

Kemal: Elif’in bıraktığı yerden devam edecek olursam; Biz çalışmamızı iki yönlü yürütüyoruz. Bir taraftan hak temelli çalışma yürütürken bir taraftan da oyun merkezli çalışmalar yürütüyoruz. Bu bağlamda da dilimize çok dikkat ediyoruz ve şiddetsiz bir dil kullanmaya özen gösteriyoruz. Bir yandan da haklı ya da haksızın olmadığı, ödül ya da cezanın olmadığı barışçıl ortamlar üzerinden çocukların kendilerini rahatça ifade edebilecekleri ortamlar açmak öncelikli bir hedefimiz…

Şimdi biraz da oyun neden bizim merkezimizde biraz da oradan konuşalım isterseniz. Anadolu’da bir söz vardır: “Oynamayan tay, at olmaz” derler. Çocuğun da en iyi yaptığı işlerden bir tanesi oyundur. Çocuk kendisini oyunlar birlikte ifade ettiği gibi oyun, çocuğun bütün gelişim alanlarını da destekler. Nedir bu gelişim alanları? Sosyal duyuşsal alan, bilişsel beceriler, motor beceriler, dil gelişimi, öz bakım vs. ama bizim için önemli olan birazcık daha oyun merkezli bir çalışma yürütmemizden dolayı sosyal duyuşsal beceriler çünkü biz, çemberlerde çocuklarla duyguları çok fazla konuşuyoruz. Bizim çemberlerimizde duygulara yer var.  Mesela; “Bugün kendini nasıl hissediyorsun?” diye soruyoruz. Karşılanamayan ihtiyaçlar diye tarif ettiğimiz şeylere yöneliyoruz.

Ayrıca Hüseyin dediği gibi barışçıl ortamlar yaratmaya özen gösteriyoruz ve Elif’in de dediği gibi esasında bir programımız yok. Program(lar)ımızı ve bütün atölye çalışmalarımızı çocukların ihtiyaçları doğrultusunda belirliyoruz. Oyun çemberlerini de öyle kuruyoruz. Yaratıcı sanatlar atölyesini de öyle yapıyoruz. Toplumsal cinsiyet atölyesi yapacaksak da kör göze parmak sokar gibi “Çocuklar, bugün sizinle toplumsal cinsiyet atölyesi yapacağız” demiyoruz.

Çocukların geri bildirimleri çok önemli

Mesela; gönüllülerden biri bir şey gözlemlemiştir ve kendi içimizde bunu konuşmuşuzdur; bir sonraki atölyede dikkatimizi çeken meseleyi bir soru üzerinden bile açarak ilerleyebileceğimiz esneklikte bir çalışma yürütüyoruz. Çocuğu esas almak gerekiyor, çocuk katılımını esas almak gerekiyor. Bizim için süreç tamamlandıktan sonra onlardan geri gelen bildirimler çok önemli ve çok kıymetli. Süreci de bunlar üzerinden ilerletiyoruz.

  • Esnek temelli bir çalışmanın içerisinde oyun esasında sizin çalışmanızda bir “araç” gibi diyebilir miyiz?

Kemal: Evet bir araç olarak görebiliriz. Bütün atölyelerimizi oyunla başlatıyoruz. Ritim ya da müzik atölyesi yapacaksak da oyunla başlıyoruz. Toplumsal cinsiyet atölyesi yapacaksak da oyunla başlıyoruz çünkü çocuğun o dinamiği sağlaması gerekiyor. Ayrıca çalışmayı kör göze parmak sokar gibi yaptığın zaman çocuk da iğreti oluyor.

Çocuğun katılmama hakkı da var

Elif’in az önce dediği gibi gönüllülük bizim için çok önemli. Bu noktada da çocuk nasıl gönüllü olarak atölyeye katılıyorsa, tersten çocuğun atölyeye katılmama hakkı da var. Biz orada o an asla “Hayır, buna katılacaksın” vs. gibisinden söylemlerde bulunmuyoruz. Çocuklardan bugüne kadar bu hususta bir şey görmedik. Birkaç kez “sıkıldım” tarzında geri bildirimler olmuştu ama bizce sıkılmak da iyi bir şey.

Elif: Bu konuyla ilgili bir örnek vermek gerekirse; bir çocuk, başta annesinden ayrılmak istemediği için atölyelere katılmadı ama zaman içinde yavaş yavaş önce yanımızda durmaya başladı ve daha sonra kendiliğinden atölyelere dahil oldu.

Bizim için sonuçtan daha önemli olan şey sürecin kendisi

Kemal: Evet, bahsettiğin çocuk bizim için çok ciddi bir örnek. Biz çocuğa “Katılmak ister misin?” diye teklifte bulunduk ve katılmak istemeyince de “Tamam. Senin kararın…” dedik. O çocuk çalışmaya ilk katıldığı zaman da çemberde arkadaşlarının elini tutmak istemedi. Biz ona da “Tamam, tutmayabilirsin” dedik. Biz asla çocukları zorlamadık çünkü bizim için sonuçtan daha önemli olan şey sürecin kendisi.

  • Çocuklarla yaptığınız etkinlikleri biraz daha görselleştirmek adına açabilir misiniz?

Kemal: Oyun Her Yerde’nin yürüttüğü çalışma iki aşamalı gerçekleşiyor. Birisi erken çocukluk dönemi diye tabir ettiğimiz 3-6 yaş arası grubu; ikincisi ise 8-12 yaş dediğimiz ilköğretimin 1. ve 2. kademesinden oluşan grupla yaptığımız çalışmalar.

Her çocuğa kendi ismiyle hitap etmeye dikkat ediyoruz

3-6 yaş arası grubu bir nevi oyun grubu. Biz onlarla atölyeye çemberle beraber ‘hoş geldin’ ya da ‘merhaba’ şarkımızdan biriyle başlıyoruz. Ayrıca her çocuğa kendi ismiyle hitap etmeye çok dikkat ediyoruz. Parmak oyunu oynuyoruz, tekerlemeler söylüyoruz, masallar anlatıyoruz, drama çalışmaları yapıyoruz ancak bazen drama çalışmalarının bütün aşamalarını gerçekleştiremiyoruz çünkü çocukların dikkat süreleri değişebiliyor. Sanat çalışmaları yapıyoruz, serbest zaman etkinlikleri yapıyoruz. Örneğin; boyama çalışmalarından çok keyif alıyorlar ama tabi daha çok oyun merkezli çalışma yürütüyoruz.

Hüseyin: Çocukların atölyeler sonunda, emek vererek ürettikleri çalışmaları, “Nasıl olmuş?” diye sorduklarında güzel ya da çirkin demiyoruz veya bunu duygusal bir tepkiyle de göstermemeye çalışıyoruz. Emek vermişsin tebrik ederiz, yapmak istediğin şeyi yapmışsın diyoruz.

Kemal: Örneğin, çocuğun biri güneşi kırmızıya boyamış, başka bir çocuk ise “Ama güneş kırmızı olmaz ki sarı olur” dediğinde biz ona o öyle hayal etmiş ve hayal ettiği gibi olmuş diyoruz. Çocuklar bu dile gerçekten çok çabuk alışıyor.

Büyük yaş grubuyla ise yaratıcı drama, sosyal duygusal öğrenme atölyeleri yapıyoruz. Yine oyun oynuyoruz, beden perküsyonu ve ritim çemberleri kuruyoruz. Ayrıca dışa vurumcu sanat atölyeleri yapıyoruz. Sanat atölyelerinde ise teknik olarak daha çok resmi ve çamuru kullanıyoruz. Çocuklara malzemeleri veriyoruz ve onlar ne yapmak istiyorlarsa onu yapıyorlar. Bir yönerge vermiyoruz. Çamur, pastel boya, renkli kağıt vs artık ne varsa o malzemeleri veriyoruz ve “Ne yapmak istersen onu yapabilirsin” diyoruz. Atölyeleri de yine çocuklarla çember üzerinden konuşuyoruz.

Çocuklar bir defasında bilim atölyesi yapmak istemişlerdi fakat aramızda bilim atölyesi yapabilecek bir gönüllümüz olmadığından gerçekleştiremedik. Benzer şekilde ekoloji atölyesi yapmak istediklerinde de aynı sebepten gerçekleştirememiştik. Özetle bu gibi çalışmalar yapıyoruz umarım kafanızda canlandırabilmişizdir.

  • Ebeveyn atölyelerin ne kadarında etkin oluyorlar? Genel olarak iletişiminiz nasıl?

Kemal: Ne çocuklarla ne de ebeveynlerle çok problem yaşamadık. Daha çok küçük yaş grubunun ebeveynleriyle yan yana gelebildik. Diğer grubu servis getirdiğinden dolayı annelerini ve babalarını çok fazla tanımıyoruz. Büyük yaş grubundaki çocuklardan bir iki tanesinin annesini ya da babasını tanıyoruz.

Veliler, atölyeler sırasında çocuğa müdahale ediyorsa orada biz de veliyi uygun bir dil ve üslupla uyarıyoruz. Tabi böylesi durumlar nadiren oldu. Veliler, daha çok çocuklarıyla çözemedikleri problemlerini ya da çocuklarıyla ilgili kaygılarını bizimle paylaştılar. Biz de dönem dönem onlara elimizden geldiğince yardımcı olduk. Çözemeyeceğimiz bir durum varsa da o sorunu çözebilmeleri için onlara çözüm yollarına dair tavsiyeler verdik ve başka kanallara yönlendirdik. Veliler, çoğu zaman bizim can suyumuz oldu.

Hüseyin: Biz çalışmaya ilk başladığımızda zaten velilerle görüştük. Böylesi dayanışmaya bağlı olan bir çalışma yapmak istiyoruz ve sizden bir dayanışma bekliyoruz demiştik. Onlar da gerçekten ellerinden gelenin en fazlasını yapmaya çalıştılar.

Soldan sağa: Ahmet, Hüseyin ve Kemal
  • Türkiye’deki eğitim öğretim sistemini nasıl gördüğünüzü merak ediyoruz ve bu soruyla bağlantılı olarak örgün eğitimde olan ama sizin çalışmalarınızda asla yapmadığınız şeyler oluyor mu? 

Hüseyin: Öncelikle, çalışmalarımızı sıralara oturmuş çocuklar ve ayakta bir öğretmen olacak şekilde planlamıyoruz. Çocukların bu hiyerarşik sistemi hissetmesini istemiyoruz. Hep beraber çembere oturuyoruz ve yine hep beraber kalkıyoruz. Çemberin varlığı, çocuğun katılımını daha çok sağlıyor. Bu yüzden çemberi her çalışmamızın başında ve sonunda kullanıyoruz.

Çember, herkesin eşit mesafede olduğu bir alan

Kemal: Çember(ler), çocukların kendilerini özgürce ifade ettikleri bir alan. Beklemeyi öğrendikleri, birbirlerini dinlemeyi ve anlamayı öğrendikleri bir alan… Bizce de çember(ler) demokratik tutum geliştirme alanı ve çember(ler)i herkesin eşit mesafede olduğu bir alan olarak görüyoruz. Çalışmalarımızda da çoğunlukla başlama ve bitirme aşamasında çember kurmaya özen gösteriyoruz.

Hüseyin: Ayrıca biz çocuklara hiçbir zaman bir eğitici olarak yaklaşmadık. Biz çocuklara Matematik, Türkçe ya da Fen ve Teknoloji dersini öğretmeye gitmedik. Biz onlarla oyun oynamaya gittik. Doğruyu söylemek gerekirse de bu bahsettiğim konuya dair de çok fazla kafa yormadık. Biz çocukların oyunlarla -bu bahsettiğimiz- bilişsel becerilerini ya da sosyal becerilerini nasıl geliştirebiliriz diye düşündük ve bu meseleye odaklandık. Yolun en başından itibaren bizim için oyun hep matematikten daha önce geldi.

Kemal: Özelikle büyük yaş grubundaki çocuklar da bize hiçbir zaman “Benim matematik ödevim veya matematik sınavım için bana yardımcı olabilir misiniz?” diyerek gelmediler. Öyle bir taleple gelen çocuk olsaydı ‘ne yapardık’ tam olarak bilmiyorum ama büyük ihtimal destek olurduk. Ancak biz çocukları, eğitime destek dersleri gibi bir çalışmadan daha çok oyun merkezli bir sosyal duyuşsal alanı besleyen bir çalışmanın içerisine sokmayı hedefledik.

Bu konuya dair örnek verecek olursam: Atölyelerimize gelen bir çocuğun babası kalp krizi geçirip yaşamını yitirmişti. O çocuğun bir psikolog desteğine ihtiyacı olmuştu. Biz de o çocuğun ihtiyacını karşılamaya yönelik bir arayışın içine girmiştik. Bir tanesinin babası cezaevindeydi. Ona belli oranda destek olduk. Ama ‘sorunu kesin olarak çözeriz’ diyerek bir söz verme durumumuz hiç olmuyor. “Sizin için bir arayışa gireriz” diyoruz ve giriyoruz da. Bu konuda şeffaf bir ilişki kurmaya dikkat ediyoruz.

Ezberci, tekçi, cinsiyetçi, militarist bir eğitim sistemi var

Türkiye’deki eğitim sistemini soruyorsanız da zaten eğitim sisteminin durumu ortada. Ezberci, tekçi, cinsiyetçi, militarist bir eğitim sistemi var. Biz bunların hepsine karşıyız. Biz, çocuğun duygularını ve düşüncelerini özgürce ifade edebileceği bir eğitim sistemini hayal ediyoruz. Bu sistem içinde de bunun çok mümkün olmadığını biliyoruz. “Başka bir çocukluk mümkün”ü de bu yüzden fazlaca dile getiriyoruz ve bunun için de elimizden gelen her şeyi yapmaya çalışıyoruz.

  • Pandemi sürecini nasıl değerlendirdiniz?

Elif: Bu sene Maltepe’de düzenli bir çalışma yürütmüş olmamızdan kaynaklı ailelerden oluşan bir Whatsapp grubumuz vardı. Ailelerle iletişim amacıyla kurduğumuz Whatsapp grubu, pandemi sürecinde biranda aktif bir grup oldu. O iletişim grubu, çocukların sokağa çıkamadığı süreçte, onların üstün yararını gözeterek hazırladığımız haftalık bültenleri gönderdiğimiz bir grup oldu. Mesela; evde boya olmayabilir diye düşünüp pancarla ve kahveyle nasıl boya yapılacağını dahi o bültenlerde yazdık.

Kemal: Pandemi sürecinde çocuklara, oyun ve sanat merkezli çalışmalardan oluşan haftalık bültenler gönderdik. Çocuklara “Yapıp yapmamak tamamen sizin kararınıza bağlı” dedik. Ekstra bir baskı unsuru oluşturmak istemedik. Bu noktada da onlar da bu bültenlerdeki etkinlikleri çoğunlukla gönüllü olarak yaptılar ve hatta aileler de kendilerine çok iyi geldiğini söylediler.

Elif: Pandemiyle bağlantılı ek olarak şunu söylemek istiyorum:  Bizim çalışma yürüttüğümüz okul öncesi grubundaki çocuklardan henüz sadece bir tanesi okul öncesi kurumuna gidiyordu; geri kalan hepsi evde ailesiyle vakit geçiyordu. Esasında bizimle tanışmaları bir şekilde okul öncesi dönemde karşılamaları gereken ihtiyaçlara erişimlerini sağladı. Bizim pandemiyle birlikte o alandan çekilmemiz onların biraz boşlukta kalmasına sebep olacaktı biz de bültenlerle o boşluğu en aza indirmeye çalıştık.

  • Bugüne kadar geçen süre zarfında isminiz hep ‘Oyun Her Yerde’ miydi?

Kemal: İlk yola çıkışımız ‘Oyun Her Yerde’ ismiyle oldu. Bir ara ismimiz ‘Eğitim Dayanışması’ oldu. Sonra insanlar siz “Şucu musunuz?” diye sorular sormaya başladı. Biz o sorulara hep “Şucu veya bucu değiliz; çocuklar için ortak iş yapan insanlarız ve derdimiz bizim çocuklarla” diyerek yanıt verdik. Daha sonra yaptığımız bazı tartışmaların sonucunda da, bizim için çocukların kendilerini ifade edebilecekleri alanları yaratabilmek ve çocukların katılımı esas olduğundan ‘Oyun Her Yerde’ ismiyle devam etmeye karar verdik.

Pandemiye kadar sosyal medyada çok fazla aktif olamayan Oyun Her Yerde, pandemiyle beraber düzenli olarak her cuma ‘hatanın kitabı’, her pazar da ‘haftanın oyunu’ şeklinde sosyal medya paylaşımları yapmaya başlamış ve halen bu paylaşımları yapmaya devam ediyorlar. İlerleyen dönemde Instagram dışındaki sosyal medya platformlarında da daha aktif olmayı hedefleyen Oyun Her Yerde, Türkiye’nin her yerinde çocuklarla oyun oynama hayali kuran gönüllülerini de sabırsızlıkla bekliyor…


Oyun Her Yerde (Twitter): https://twitter.com/Oyunheryerdee

Oyun Her Yerde (İnstagram): https://www.instagram.com/baskabircocuklukmumkun/

Oyun Her Yerde için gönüllülük formu: https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSdlwi3ki7zhmHPOk0s1eSvNnAFa_S5CTvRMWAzHbVGbLSdblg/viewform